Posted by: yeguner | Ocak 27, 2007

Selim İleri’nin “Hepsi Alev” isimli romanı,

Selim İleri’nin “Hepsi Alev” isimli romanı, Doğan Kitap tarafından yayımlandı. İleri ile yazarlığının 40. yılında, yazdığı ilk tarihi roman olan “Hepsi Alev”i konuştuk

Yazarlığının 40. yılını kutlayan Selim İleri’nin yeni romanı “Hepsi Alev” kitap raflarındaki yerini aldı. İleri’nin ‘tarih esinli bir roman’ olarak tanımladığı “Hepsi Alev”, bir yanıyla da yazarın 40 yılının dökümü. “Sanatçının ne zaman kaybettiği ya da kazandığına, eserini ne zaman kendi elleriyle yok ettiğine çok tanık oldum. Bu kitap, deneyimlerimin toplamından çıktı sanırım; kendi kendimle bir tartışma olarak da nitelendirilebilir yani…” diyor Selim İleri.
Tarihin gördüğü en ihtiraslı kadın olan Bizans İmparatoriçesi İrene’nin kendisiyle iç konuşması niteliğindeki “Hepsi Alev”, iktidar ve cinsellik başta olmak üzere pek çok konuyu tartışmaya açıyor.
Nostaljik bir yazar olarak tanınmanıza rağmen ilk kez bir tarihi roman yazdınız.
Evet. Fakat tam ‘tarihi roman’ denilebilir mi, pek emin değilim. ‘Tarih esintili bir roman’ demeyi tercih ederim. Gerçek bir tarihi roman üzerinde çalışıyorum; IV. Murat’la ilgili. O çalışma sırasında “IV. Murat, Bizans için acaba ne düşünür?” diye sordum kendime ve Bizans’ı araştırmaya başladım. Birdenbire karşıma İmparatoriçe İrene çıktı. Bu kadın, kendini bir anlamda bana yazdırttı. “Dört beyaz atın çektiği arabam…” ve “Beni sürgüne gönderiyorlar” cümleleriyle başladı her şey.
Tarih deyince insanın aklına ister istemez entrika geliyor. Oysa burada entrikadan hız alan bir roman kurgusu yok. Daha çok bir iç konuşmayla karşı karşıyayız; üstelik de geçmiş ve şimdi bir arada.
Bir süredir kullanmayı sevdiğim bir teknik bu. Daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum çünkü. Madem bir iç konuşmadan söz ediyoruz; o halde, şunu da kabul etmeliyiz: İnsan, olayları ancak bölük pörçük hatırlar. Kronolojik yazsaydım, hem içsel gerçekliği o kadar da iyi ifade edemezdim hem de çok sanatkâr olmazdı diye düşünüyorum.
“Hepsi Alev” ile bir önceki romanınız “Yarın Yapayalnız” arasında paralellikler var; her iki romanda da iktidar sahibi kadınları anlatıyorsunuz ve her iki romanda da cinsellik önemli bir yer tutuyor.
İrene, gündüzleri imparatoriçe, geceleri ise fahişe olmak durumunda kalıyor… Her iki kitapta da cinselliğin etkin bir payı var, evet. Çünkü insanın cinsel yaşamının çok trajik bir şey olduğunu düşünür hale geldim son yıllarda.
Bir bombardıman halinde her türlü görsel malzemeyi sunuyorsunuz, yazılı olarak da yapıyorsunuz bunu, ama acaba bu, insanlara bir cinsel özgürlük mü sağlıyor yoksa onların birtakım acılarını mı pekiştiriyor? Bu soruyu düşünmek gerekir.
Romanda epeyce tanımlıyorsunuz iktidarı; Bizans döneminden söz ediyorsunuz ama bu tanım değişmemiş gibi?
Bence de. İrene’nin biyografisine baktığımızda, romandaki olayların dörtte üçünün yazarın dünyasından çıktığını görürüz; tarihe bire bir bağlı kalmak gibi bir endişem ve özlemim olmadı. Yani ben aslında tarihten beslenerek bugünü ve bugünün iktidarlarını anlatmak istedim. “Bazı kitaplarım üvey evlat!” 40 yıllık yazarlık yaşamınıza baktığınızda hangi kitaplarınız en sevdikleriniz?
Bazılarını keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım var… 40. yılda fark ettim bunu; yazarken değil. Sevdiğiniz kitaplar dediğinizde 7 - 8 kitap ancak çıkarırım; ama ben 40 küsur kitap yayımladım.
Yani kitaplarınızın tamamı çocuklarınız gibi değil mi?
Bazılarının üvey evlat olduğu çıkıyor ortaya! Fakat “Bir Denizin Eteklerinde”yi çok severim; “Yarın Yapayalnız”ı iyi ki yazmışım… Bu kitabı da seviyorum. “Kafes”i de severim… En sevdiklerim bunlar galiba…

Sema ASLAN

Kaynak:Milliyet

Posted by: yeguner | Ocak 27, 2007

Google’dan e-kitap projesi

İnternetin arama devi Google, dünyanın önde gelen yayınevleriyle birlikte, bir “elektronik kitap” projesi üzerinde çalışıyor.

Apple şirketinin iPod ile müzik için yaptığını, kitaplar için hayata geçirmeyi planlayan Google firması, okuyuculara kitapların tamamını
bilgisayarlarına indirmeleri ve Blackberry gibi mobil bir cihazın ekranında okuyabilmelerine olanak sağlayacak bir sistem üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

Ayda 380 milyon insanın arama yaptığı Google’ın bu hizmetinin e-kitabın gelişiminde ve yayıncılık sektörü ile yayınevlerine büyük etkisi olabileceği
değerlendirmesi yapılıyor.

Şirketin Avrupa Kitap Arama Direktörü Jens Redmer, yayıncıların okuyucuların online kitaba tam olarak ulaşmalarına izin vermelerini sağlayacak bir platform üzerinde çalıştıklarını belirterek, online kitabın basılı kitabın sonu anlamına gelmediğini, okuyuculara daha çok satın alma seçeneği tanıyacağını kaydetti.

Google yetkilisi, “Örneğin, seyahat için bir gezi rehberi kiralamak veya bir kitabın bir bölümünü satın almak isteyebilirsiniz. Son olarak okuyucular, kitabı nasıl okuyacaklarına karar verecek olanlardır” dedi.

Sony şirketi kısa süre önce, yaklaşık 10 bin kitap başlığını depolayabilecek Reader adlı bir e-kitap okuma cihazını piyasaya çıkarmış, dünyanın en büyük online kitap satıcısı Amazon da bir e-kitap hizmeti başlatmayı planladığını açıklamıştı.AA

Kaynak:Sabah

Posted by: yeguner | Ocak 23, 2007

Doğuştan sanatkâr bir hükümdar

Araştırmacı-yazar Alpay Kabacalı’nın hazırladığı “Fatih Sultan Mehmed” adlı kitap, geçtiğimiz günlerde Denizbank DenizKültür Yayınları’ndan okura sunuldu. Kitap, tarihte derin iz bırakan İstanbul’un fatihi II. Mehmed’in hayatını ve 15. yüzyıl Osmanlı dönemini Doğulu ve Batılı kaynaklardan yola çıkarak anlatıyor.

 
 

Bir Fatih Sultan Mehmed portresi olan kitapta, Fatih hem devlet adamı, hem asker, hem de sanatçı kimliğiyle ele alınıyor.

Fatih Sultan Mehmed, sadece askerî başarıları değil, bilim, sanat ve kültüre yaptığı katkılarla da tarihe yön vermiş bir hükümdar. Doğu’nun-Batı’nın sanatkârlarını, bilim adamlarını Bizans’tan devraldığı kadim şehre toplamış. Padişah kavuğu yerine ulema sarığıyla gezen Fatih, kendisi de çocukluğundan itibaren ilmî faaliyetlerle, sanat çalışmalarıyla meşgul olmuş. Henüz küçük bir çocukken defterine yaptığı ve kitapta yer alan karalamalar, Osmanlıca harfler, tuğra eskizleri, baykuş, leylek ve at gibi figürler bu açıdan oldukça dikkat çekici. Kitapta bulunan gravür, resim, minyatür, ferman ve belgeler, okuyucuya estetik bir zevkin yanında, tarihin silik sayfalarında bir yolculuk yapma imkanı veriyor. Fatih’in ‘Avnî’ mahlası ile yazdığı şiir, ‘kılıç ve kalem sahibi’ bir devlet adamının portresini çiziyor. 6 Nisan 1453′te başlayan ve 29 Mayıs 1453′te sona eren İstanbul’un fethini gün gün anlatan Kabacalı, Fatih Sultan Mehmed’e dair birçok tartışmayı da ele alıyor. Fetih sırasında donanmanın karadan yürütülmesiyle ilgili farklı görüşler bulunduğuna değinen yazar, bu konuda şu yorumu yapıyor: ‘Fetihte gemilerin Tophane’de bugünkü Kılıç Ali Paşa Camii’nin bulunduğu yerden karaya çekilerek Kumbaracı Yokuşu’ndan şekerci Lebon’un bulunduğu dört yol ağzına ve buradan Asmalı Mescid Sokağı güzergâhıyla Pera Palas’ın yanındaki yokuştan Kasımpaşa’ya geçirilmiş olduğuna şüphe yoktur.’

Fatih Sultan Mehmed’in cesedinin mumyalandığı, ayrıca balmumundan bir de heykeli olduğu dile getirilir yıllardır. Alpay Kabacalı’ya göre gerek mumyanın, gerekse heykelin varlığı belgelerle kanıtlanmış değil. Yazar, Reşat Ekrem Koçu’nun ‘Fatih Sultan Mehmed’ adlı kitabında yazdığı, Fatih’in II. Abdülhamid devrinde bulunan mumyasının, padişahın cenaze töreninde taşındığı balmumu heykel olabileceğini söylüyor. Fatih Sultan Mehmed kitabı, İstanbul’un fatihini yakından tanımak isteyenler için kaynak bir eser.

Kaynak:Zaman

Posted by: yeguner | Ocak 17, 2007

Zamanya

1. zaman|ya: zaman diyarı

2. za|mania: zaman mania, zaman deliliği

Zaman adında bir şirket…

Her şey Zaman! Her yer Zaman! Her zaman Zaman!

Dünyaya pazarlanmak üzere dakika, hafta, saat, takvim, müzik, para gibi birbirinden önemli ürünler geliştiren Zaman isimli şirket, pazar payını artırabilmek, daha fazla büyüyebilmek için geceye odaklanır ve Büyük Gece Projesini hayata geçirmeye karar verir.

Kerim, iş görüşmesine gittiği şirketin Zaman olduğunu bilmeden çıkar evden. Bir gün içinde dört kıtada, on iki ayrı şehirde pek çok kişiyle görüşür. Zamanya’nın kapısına ulaşıncaya kadar bir yandan zaman diyarının bütün sırlarını keşfedecek, bir yandan da bugüne kadar zaman kavramını çok az sorguladığını fark edecektir.

Selim ise zaman kafesinde yaşayan sıradan bir insandır. Yedi vapurunu yakalamaya çalışır her sabah. Saat sekizde başlar çalışmaya, akşam beş olunca çıkar şirketten. Acıktığı için değil, saat on iki olduğu için yemek yer. Maaşı ayın birinde bankaya yatar. Hep zamanla yarışır - kesintisiz bir koşuşturma içindedir. Fakat nereye doğru koştuğunu, nereye varmak istediğini bilmemektedir.

Zaman, hayat, gece, dünya, uyku, keyif, kariyer, ölümsüzlük ve pazarlama üzerine muhteşem bir kurgu, sürükleyici bir macera.

Farklı bir roman okumak isteyenler için…

Kitaptan…

(8. Bölüm,23. sayfadan) :

‘Biz çalışanlarımıza para yerine zaman veriyoruz.’ dedi adam. ‘Bir nevi büyük şirketlerin çalışanlarına kendi hisse senetlerini vermesi gibi düşünebilirsin…’ Detaylarını daha sonra öğrenecektim ama özetlemekte fayda vardı. Yaşlanmam durdurulacak, çalıştığım her sene için ömrüme bir sene eklenecekti. ‘Bizle birlikte olduğun süre boyunca senin için zamanın duracağını söyleyebiliriz.’

Zamanı durdurmak… Zamanı ve hayatı sevmek diyerek başladığım bu yolculukta, istediğim bu mu? Durdurunca zamanı esas hedefim olan mutlu olmaya yaklaşabilecek miyim bir adım daha?

(15. Bölüm,44. sayfadan) :

Şımarık bir çocuk misali söylendi: ‘Ama hep böyle yapıyorsun, bu tariflerden anlamıyoruz biz. Bak yine yazmışsın hamur kabarınca falan diye, şöyle kaba döktükten beş dakika sonra gibi söyle de şuraya not alayım.’

‘Aşa ve aşka zamanı karıştırmayacaksın evlat! ‘ dedi çaycı kadın. ‘Acıkınca yiyeceksin oğlum, canın çekince de sevişeceksin. Tarife saat girerse lezzet, aşka saat girerse şehvet çıkar gider…’

Şair mi demek lazım bu kadına filozof mu? ‘Aslında zamanı hiçbir şeye karıştırmasan daha iyi ama her neyse…’

Portal’lı kitap (11 Haziran 2006′dan itibaren…)

Zamanya Türkiye’nin ilk portal’lı kitabı. Portal ihtiyacı kitabın akıcılığından ödün vermemek için ortaya çıkmış.

Bir DVD’nin ‘ekstralar’ bölümüne benzetebiliriz bu internet sitesini. Nasıl filmi seyredip ekstralara göz atmayınca bir kaybınız yoksa burada da durum aynı. Bir başka deyişle klasik kitap okuyucusu için olmazsa olmaz bir detay değil zamanya.com. Ancak hem bilgisayarla hem de kitapla arası iyi olanların çok ilgisini çekeceği açık.

www.zamanya.com

Posted by: yeguner | Ocak 16, 2007

2006 yılında Türkiye’de 35 bin kitap basıldı

Türkiye, yayıncılık konusunda Avrupa standartlarını yakalıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre 2006 yılında yaklaşık 35 bin kitap basımı ile bu alanda bir rekor kırıldı. 2005 yılında basılan kitap sayısı 27 binde kalmıştı.Avrupa ülkelerindeki ortalama kitap sayısı ise 50 bin olarak biliniyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Doç. Dr. Ahmet Arı, Türkiye’nin son yıllarda kitap yayınında baskı sayısı ve çeşitlilik açısından iyi bir yükselme grafiği kazandığını belirterek, Avrupa standartlarının önümüzdeki yıllarda yakalanacağını dile getirdi. Almanya’da yılda ortalama 60 bin, Fransa’da 50 bin kitap basıldığı örneklerini veren Arı, ülkede kitap okuyan sayısının artmasının, yayıncıların yurtiçi ve yurtdışında desteklenmesinin, kitap fiyatlarının düşmesinin, daha nitelikli yayınların basılmasının bu rakamın yükselmesinde etkili olduğunu söyledi. Ahmet Arı, Orhan Pamuk gibi Türk edebiyatını dünyaya açacak isimlerin artması ile birlikte Türkiye’de basılacak kitap sayısının da artacağına işaret etti.

Türkiye’de basılan kitap sayısı, kitaplara verilen 13 haneli ISBN (Uluslararası Standart Kitap Numarası) numaralarından elde ediliyor. ISBN numarası Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından, basılan kitap sayısınca yayınevlerine barkot şeklinde veriliyor. 2006 yılında eylül ayı itibarı ile bin 350 yeni yayıncı yayın hayatına başladı. Yine eylül ayı itibarı ile 24 bin 776 kitaba ISBN numarası verildi. Yıl sonunda bu rakam 35 bine ulaştı. 846 dergiye de ISSN (Uluslararası Standart Süreli Yayın Numarası) verildi. Ayrıca 2007 yılında müzik eserlerine de ISMN (Uluslararası Standart Müzik Numarası) verilecek. ISBN, ISSN ve ISMN numaraları yayınların korsan basım olmadığının da bir göstergesi kabul ediliyor. Aslıhan Aydın, Ankara

Kaynak:Zaman

Posted by: yeguner | Ocak 11, 2007

Hİlkatin İlk Günleri


Cevdet KARAL/Kaknüs Yayınları
Hilkatin İlk Günleri, varlık karşısında duyulan lirik hayranlığın şiirleriyle, arayış içindeki insana özgü ontolojik gerilimin şiirlerini içeriyor. Aşkın masumiyetiyle arzunun şiddeti, kanın sarsıntılarıyla ruhun acısı kendine özgü tablolar yaratıyor. Varlıkla ilk kez karşılaşıyormuş hissi kaynağını, tüm başlangıçların başlangıcı olan aşkta buluyor.
Derinliği sadelikte arayan, kalpten doğan ve kalbe dokunan şiirler bunlar. Günümüz Türkçesinden inceliklerle dolu, güçlü bir ses bekleyenlere bu kitabı sunmaktan kıvanç duyuyoruz.vanç duyuyoruz…

Kaynak:İlknokta

Posted by: yeguner | Ocak 11, 2007

Y’ol

Birhan KESKİNGeçen yıl toplu şiirleri Kim Bağışlayacak Beni ve Ba kitaplarını yayımladığımız Birhan Keskin’in yeni şiir kitabı: Y’ol. Kitap iki bölümden oluşuyor.

 

Kırk iki parçadan meydana gelen tek bir uzun şiir olan “Taş Parçaları”, 17 Kasım 2005-11 Ocak 2006 arasında, “Eski Dünya” içinde yer alan şiirler ise, Mayıs-Ekim 2005 arasında yazılmış.

 

Keskin Ba ile bu yıl dokuzuncusu verilen Antalya Altın Portakal Şiir Ödünü’nün sahibi olmuştu.

 

 

 

İçindekiler

 

taş parçaları
sunu
TAŞ PARÇALARI
eski dünya
DALLARI ARALAMAK
ATLAR
TAYGAM
BU MEKTUP SENDE DURSUN
KÖR DERİNLİK
GÖLGEDE, SERİN.
İKİ OLMAK
KUĞUNUN ŞİKÂYETİ
İLHAN İLHAN..
ANKARA 2
KIRMIZI ŞEF
VUSLAT ÇAYIRI
İNSAN
ÖTEKİ

 

Kaynak:Metis



Ölüm Kere Ölüm / Ölüm Kare
-Dinosorus’un Rinoseros’a Bitimsiz Yakınması
-Rinoseros’un Dinosorus’a Can Yakan Bir Cevabı
-Of Not Beıng A Jew
-Mevsimlerin İnsana Yaptığı Fenalıklar
-Üvey Kardeşim César
-Kızkulesi Beyaz İken
-İki Kanat
-Démangeaıson
-Kaçmak İsterken Vuruldu
-Mareşalin Tabutu
-Kısa Pantolon, Paslı Çakı, Dizde Kabuk Bağlamış Yara
Kısa Çakı, Paslı Pantolon, Gözde Yarası Kalmış Kabuk
-Mıchauxnunkımı/İmiknunxuahcim
-Savaş Bitti
-Otoyoldaki Kavşakta Kavrulmuş Ruh Satıcısı
-Arap Komserin Oğlu
-John Maynard Keynes’ten Nefretimin Yirmi Sebebi
-De La Frayeur D’etre Plombier Borgne

Kaynak:İsmetozel.org

Posted by: yeguner | Ocak 11, 2007

Evvel

 

Evvel, Ömer Erdem’in beşinci şiir kitabı. Günümüz şiirinin nitelikli ve verimli isimlerinden biri olan Ömer Erdem, bu kitabında günlük hayattan devşirdiği sözlerle kendine özgü bir dünya kuruyor. Eski söyleyişleri, metafiziksel duyuşları yeni biçimlerle yeniden yorumluyor.

 

TADIMLIK

söylenecekler daha söylenmeden evvel
sen gelmeden ve ben gitmeden evvel
taşları kaldıracak kaslar gelişmeden evvel
toprak ve sudan ve tüf ve lavdan evvel
damladan evvel ve baldan ve kanattan evvel
bilinen ve bilinmeyen ne varsa onlardan evvel
tutamıyorum dilimi yerimde duramıyorum öyle evvel
ormanların gölgelerinde ışıklar kaybolmadan evvel
böcek yankıları kalplerden göçmeden evvel
nehirlerden evvel meşenin şarkısından evvel
balığın dişinden evvel ateşin külünden evvel
gitmiştik her şeyden öteye bir gölün dibinden evvel
mercanlardan evvel steplerden evvel
kuş cama çarpmadan yumurta ve salyadan evvel
önünde yattığımız taşın resimlerinden evvel
boynuzdan evvel ve yosunun nazından evvel
basmadığımız yoldan evvel ve koparmadığımız elmadan evvel
gazozlardan evvel ve yaz sinemalarından evvel
kirpikler ok olmadan evvel ve gözler tuzak kurmadan evvel
petrol köpüğünden evvel ve motor çalımından evvel
kulağa gelen ilk sesten evvel ve düşen ilk yapraktan evvel
daha mezar yokken ve yusuf rüyayı bilmeden evvel
tüyden evvel ve köpeğin kuyruğundan evvel
naldan evvel atın şahından inmeden evvel
verilen sözden evvel ve sözden dönmeden evvel
terazide toz ve saatte akıl çınlamadan evvel
yüz kreminden evvel aynadan ve köprüden evvel
dize derman küsmeden evvel ve bel bükülmeden evvel
yunustan evvel ve miryakefalondan evvel
kılıç vınlamasından evvel tekbir ağacından evvel
ekmek bulanmadan evvel buğday çoğalmadan evvel
şiir Allahın dilinden düşmeden evvel
kamış dağlanmadan evvel kumaş biçilmeden evvel
narh konulmadan evvel taht çakılmadan evvel
töreden evvel ve buzul banyosundan evvel
kerpiçten evvel ve çamurun okulunda samandan evvel
nar çiçeğe patlamadan evvel burçlar düşmeden evvel
yay gerilmeden evvel ve ok ateşlenmeden evvel
kum panayırlarından evvel ve kan kızarmadan evvel
davul vurulmadan evvel duman şişelere sığmazdan evvel
mey damlamadan evvel söz testiden sızmadan evvel
ay vurulmadan evvel demir erimeden evvel
pamuk lif lif atılıp ak beyaz olmadan evvel
el el üstünden kaydırılıp sırta hançer vurulmadan evvel
şimdi neredeyiz diye soruyorsun ondan evvel
yaşanacak başka gümüşler olmalı bundan evvel
kitaptan evvel ve mağaradaki örümcekten evvel
davet gelmeden evvel ve O dağdan inmeden evvel
biz orada olmadan oradayken orada olanlardan evvel
üzümün ve incirin ve hurmanın çapağından evvel
dönüp durup kendi kepeğimizden elenmeden evvel
moğol çığlığından evvel ana karalardan evvel
rüzgarda kabaran gemilerden evvel kırbadan evvel
baharat ambarından evvel zenci zincirinden evvel
altın külünden evvel borsa sütünden evvel
çandan evvel ve çobansız sürüden evvel
yerin altından ve göğün kulelerinden evvel
şimşeğin kalayından evvel ve depremin kanadından evvel
yastıklardan evvel ve çiçek zehrinden evvel
biz ordaydık ve bunu bilmeden bildirilmeden evvel
çıplaklıktan evvel ve doymaktan ve açlıktan evvel
biz ordaydık ve bunu bilmeden bildirilmeden evvel
biz ordaydık ve burayı bilmeden buraya düşmeden evvel

 

Kaynak:YKY

Posted by: yeguner | Ocak 11, 2007

Büyü’sün, Yaz! Toplu Şiirler (1969-2005)

Hilmi YAVUZ

“… âh bellek, acı bellek! / hem arısın sen / hem kimbilir hangi gülden kalma diken? /
ve ne uzun bir büyü’sün, yaz! / gurbetler senin ülken, yalnızlar senin ülken…”

Cahit Külebi’nin deyimiyle, “Şiir denilen gizli varlığı bulan, biçimle içeriğin kutsal birleşmesini gerçekleştiren büyük şair” Hilmi Yavuz’un “Toplu Şiirler”i, Büyü’sün, Yaz!’da bir araya geliyor. 1969-2005 yılları arasında kaleme alınan şiirleri kapsayan Büyü’sün, Yaz!, şairin “sözcükleri tınılaştırırken çıkardığı lirik, insancıl sesi” yakalamak isteyenler için…

TADIMLIK

büyü’sün, yaz!

ben hep yollar düşledim
derin yollarda yürürken

yollar gül sesleridir
beni yazın tâ içine çağıran
gitsem mi? yoksa daha
erken
mi akşamın kovanında
anılar oğul verirken

senin gittiğin yollar
bana dolanan yollardır
solduğum bir büyük
ormandır acılarım
geçmişten ve gürgen
ve derin bulut sözleri olarak
yazlar kalbime girerken

âh bellek, acı bellek!
hem arısın sen
hem kimbilir hangi gülden
kalma diken?
ve ne uzun bir büyü’sün, yaz!
gurbetler senin ülken, yalnızlar senin ülken

ben hep yollar düşledim
derin yollarda yürürken

Kaynak:YKY

Older Posts »

Categories